1. Giriş
ilgi çeken bir sahadır. Bu konu üzerine başarılı sayılabilecek çalışmalar
müessese tarihi yazmak şeklinde bir görüntü vermelerine neden olmuştur.
XIX. yüzyıl Osmanlı kırsalına ait elimizdeki en önemli birinci elden
hemen sonrasında yapılmış olan temettüat kayıtlarıdır. Bu çalışmada,
Balıkesir şer’iye sicilleri ve temettüat defterlerini kullanmak suretiyle XIX.
imamlık ve muhtarlıkların fonksiyonu ortaya konulmaya çalışılacaktır.
kültürel ve demografik değişiklikler üzerinde durulacaktır. Özellikle
değişmeler ele alınacaktır.
2. XIX. Yüzyılda Osmanlı’da İmamlar, Muhtarlar ve
Köylüler
Osmanlı dünyasının toplumsal örgütlenmesinde çok önemli bir yeri
olan imamlar, topluma hizmet veren kadrolar içinde en geniş yeri işgal
etmektedir (Beydilli, 2001:1). Tanzimat’a kadar imamların köyde ya da
kentte bir mahallede devleti temsil etmekte olduğu bilinmektedir. Özellikle
köylerde ahali üzerinde etkili olmalarından dolayı köy hayatının önde gelen
simaları ve dolayısıyla köy idaresinin nüfuzlu şahsiyetleri arasındadırlar.
İmamların tayinlerinde, genelde bu hizmeti yerine getirmek için yeterli dini
bilgiye ve iyi ahlaka sahip olma şartları aranmış, ancak eğitim durumları
her zaman göz önüne alınmamıştır (Beydilli, 2000:181). Bu nedenle
imamlık, özellikle köy gibi küçük yerleşim alanlarında ve kırsal kesimlerde
babadan oğula veya aile fertlerinden birine geçebilmekteydi.
imamlık vazifesinin babadan oğula devredilmesi geleneğinin geçerliliği, bu
iş için gerekli dini eğitimin aile içinde alındığı ve imamların çocuklarını
kendilerine halef olmak üzere yetiştirdikleri kanaatini uyandırmaktadır.
Beydilli’ye göre, bu eğitimin kalitesini ölçmek mümkün olmamakla
beraber, özellikle küçük yerleşim birimlerinde ve köylerde eğitimin yetersiz
kaldığı ve genelde, avama lazım olacak dini meseleler ve ilmihal bilgi
düzeyini pek aşmadığı anlaşılmaktadır (Beydilli, 2000:183).
İmamların vazifeleri din işleriyle kısıtlı değildir. Aynı zamanda
köylerdeki eğitim işleri de imamlar tarafından yürütülmektedir. Köylü
halkın, tarlada çalışacak işgücüne her zaman ihtiyacı olduğundan,
çocuklarını sıbyan mekteplerine göndermediği anlaşılmaktadır. Bu yüzden,
köyde caminin yanında ya da bir köşesinde yer alan sıbyan mekteplerine
çocukların devam edip etmediklerine nezaret etmek de onların görevleri
arasındadır (Beydilli, 2001). Osmanlı Devleti’nde Sultan II. Mahmut
döneminde yapılan yenileşme hareketlerinden birisi de eğitim alanında
yapılan yeniliklerdir. Buna göre, 1824 yılında yayınlanan bir fermanla
ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.
olduğu bilinmemekle birlikte, tüm ülkeyi kapsayacak biçimde ilköğretim
zorunluluğunun Tanzimat döneminde gerçekleştiğini burada belirtmek
1 Bu noktada,2 Bu fermanın köylerde ne kadar etkili
1
nesil boyunca babadan oğula geçmesi hususunda; Osman Hoca - Ahmet Hoca
(Gültoprak) -Ali (Hoca) Gültoprak örnek verilebilir. Bu bilgilere, İsmail Kırbaş’la
26.05.2004 tarihinde Selimağa Köyü’ndeki evinde yaptığımız kişisel görüşmede
ulaşılmıştır. İsmail Kırbaş, D.T. 1340, Yer:Selimağa Köyü’ndeki Evi, 26.05.2004.
Balıkesir ili Dursunbey ilçesine bağlı Selimağa (İğdiç) köyünden imamlık vazifesinin üç
2
Tarihi
Fermanın günümüz dilinde sadeleştirilmiş metni için bkz.:Yahya Akyüz, Türk Eğitim, 8.Baskı, Alfa Yayınları, İstanbul:2001, s.140.
238
gerekir.
tüm köy çocuklarına Elifba, Amme Cüzü, Türkçe Tecvid (harflerin ve
Kur’an’ın okunma biçimi), İlmihal (dini bilgiler) ve Kur’an-ı Kerim (iki
kez hatim ettirilecek şekilde) okutmaktaydılar (Akyüz, 2001:148).
İmamların ücretleri ise, köylü tarafından karşılanmaktaydı. Örneğin
Balıkesir köylerinden Kamçılı Köyü temettüat kayıtlarından bu köyde
oturan Hacı Mehmet Efendi, köylü tarafından yıllık 30 kile buğday ücretle
köye imam tayin edildiği görülmektedir (BOA, ML.VRD.TMT., nr.7227,
1/1:255).
Ortaylı, Osmanlı klasik döneminde köy ve nahiye gibi kırsal
yerleşmelerin hiçbir yönetsel özelliği olmadığı ve bu birimlerin vergi
defterlerindeki mükellefiyet kayıtları dışında devlet tarafından da idari bir
birim olarak düşünülmediği görüşündedir. Çünkü, bir köy bazen bir
sancakbeyi hassı, beylerbeyi hassı veya padişah hassı olarak
kaydedilebilmekte; çoğunlukla da sipahiler arasında zeamet ve tımar olarak
bölüştürülmektedir. Yani köyün kendi içinde bir yöneticisi ve sadece o
köyün sorumlusu olan bir yönetimi yoktur. Bu nedenle Osmanlı merkezi
idaresi için köyün değil, köylerin önemli olduğu görüşündedir (Ortaylı,
2000:98). Bununla birlikte şehirlerde “mahalle” ve kırsal alanda da “köy”
toplulukları, Osmanlı yönetiminin klasik devirden beri en alt birimleridir.
Günümüzde küçük de olsa değişikliklere uğramasına rağmen
varlığını sürdürmekte olan muhtarlık kurumu kuruluncaya kadar Osmanlı
köylerinde idari anlamda “köy imamı”
“ihtiyar” denilen şahıslar bulunmaktaydı. Bunlar köyü temsilen bazı
görevleri yaptıkları gibi, köylü ile devlet arasındaki irtibatı da
3 Sıbyan mekteplerinde imamlar, namaz vakitleri dışında, kız-erkek4, “köy kethüdası”5 bazen de
3
Tâlim ve Tedris ve Terbiyelerini Ne Vechile İcra Eylemeleri Lâzım Geleceğine Dair
Sıbyan Mekâtibi Hâceleri Efendilere İta Olunacak Tâlimat” adıyla bir belge
yayınlanmıştır. Bu talimatnamede, 7 yaşına giren çocukların sıbyan mekteplerine
devamı zorunludur. 4-5 yaşlarındaki çocuklar, ana-babaları isterlerse kabul olunur. 7
yaşına girip de okula gitmeyen çocukları özel memurlar, imam ve muhtarlar izleyecek
ve velileri cezalandırılacaktır. 7-13 yaş arasında olup, ailesinin geçimi için çalışması
gerekli olan çocuklar akâid-i diniye (dini bilgiler) öğrenmek için sabahları bir saat okula
geleceklerdir. Sıbyan mekteplerinin öğretim süresi 4 yıldır. Fakat gerekli bilgileri
öğrenmemiş çocuklar 3 yıldan fazla okulda tutulabilir. 7. senenin sonunda da başarı
gösteremeyenlerin devamı velilerin isteğine bağlıdır. Bkz.: Yahya Akyüz,
Tarihi
Tanzimat döneminde ilköğretim alanındaki ilk girişimlerden biri 1847 tarihli “EtfâlinTürk Eğitim, 8.Baskı, Alfa Yayınları, İstanbul:2001, s.149.
4
Balıkesir Şer’iye Sicillerinden elimizde bir kayıt vardır. Bu belgede; “Siz ki karye-i
Akdarma’da sakin ve sair kurâlarda sakin imamlar ve ahalilersiz, karyelerde olan
buğdayı hariçten bir yere vermeyip buğdayı ekmekçilere teslim edin...” denilmektedir.
Burada köylülerin ürettikleri buğdayı başka köylere vermemesi istemekte ve bu
durumdan da imamlar sorumlu tutulmaktadır. Bkz.: BŞS, nr.699, s.105.
Klasik dönemde, devletin köylerde imamları muhatap aldığına dair XVIII. yüzyıl
5
Klasik dönem Osmanlı’da köy kâhyası veya köy muhtarının vazifesini gören kişi.
239
sağlamaktaydılar. Klasik dönem Osmanlı kentlerinde ise mahalle
düzeyinde aynı görevleri imamlar yerine getirmekteydi (Çadırcı, 1991:38).
Ahalisi Hıristiyan olan köylerde, imamın yerine papaz bulunmasından
başka, bu köylerin kethüdaları da yine Hıristiyan’dı (Akdağ, 1999:36).
Ziraatçi Müslüman ve Hıristiyan halk, ister ayrı köylerde köy komşusu ister
aynı köylerde ev komşusu olarak yaşasınlar, devlet üst otoritesini kabul
etmiş olarak belli bir sosyal düzen ve barış içerisinde yaşamaktaydı.
6
İmamların köylerin idaresindeki ağırlıklı konumu Tanzimat devrine
kadar değişmeden kalmıştır. XIX. yüzyılın ilk yarısında II. Mahmut’un
başlattığı “merkezi bir devlet kurma” çalışmalarının köylerdeki en önemli
yansımalarından birisi de muhtarlık teşkilatının kurulması olmuştur
(Çadırcı, 1970). Bu döneme gelindiğinde, köylerin idaresinde imamların
yerini muhtarların aldığı görülmektedir. Daha sonraki süreçte muhtarlık
kurumunun yaygınlaşmasından sonra, imamların köylü-devlet
ilişkilerindeki rolü ikinci plana kaymaya başlamıştır. Asayişi sağlamak ve
taşradaki ayanların etkisini kırmak amacıyla kurulduğu anlaşılan
muhtarlıkların, köylerde asayişin sağlanması, vergilerin toplanmasına
yardımcı olmak, köyden şehre gitmek isteyenlere “mürûr tezkeresi” vermek
ve köyden başka mahallere devamlı yerleşmek için göç edenleri deftere
kaydedip Defter Nazırı’na bildirmek gibi görevleri vardı (Çadırcı, 1970).
Ahmet Lütfi Efendi’ye göre, muhtarlıkların kurulmasına ilk defa
İstanbul’da başlanmıştır. Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra, şehrin
güvenliğini sağlamak, vergi toplayabilmek amacıyla İstanbul’da erkek
nüfusun tespit edilmesi gerekmekteydi. Asayişin dışında nüfusun artması,
işsizlik ve serseriliğin önünün alınması için şehre giriş ve çıkışların kontrol
altına alınması ve diğer mali-mülki görevlerin yerine getirilmesi için yeni
bir kamu görevlisi gerekmekteydi. İmamların gelen gidenlerin mürur
tezkerelerini kontrolde ihmal ve yolsuzlukları görüldüğünden, her
mahalleye ahalinin önde gelenlerinden evvel ve sânî olmak üzere ikişer
muhtar tayin edilmiştir (Ahmet Lütfi Efendi, 1999:445;Ortaylı, 2000:108).
Bu da Osmanlı’da köy ve mahalle muhtarlıklarının kurulmasına
Tanzimat’tan önce başlandığını göstermektedir.
6
Seyyah Kannenberg’in gözlemine göre, bu dönemde Osmanlı köyünde ileri gelen
kişileri ise;” muhtar, köyün en zengini ve en yaşlısı (bu adama hacı olsun olmasın hacı
diye hitap edilir), gençlerden çavuş veya onbaşı (bu kişiler bu lakapları ömürleri
boyunca taşırlar. Örneğin; Hasan Çavuş, Hüseyin Onbaşı gibi), hoca (köyde okuma
yazma bilen tek kişi ki aynı zamanda camii imamlığı da yapar)dır.” Ayrıca seyyah, XIX.
yüzyıl Anadolu köylerine ait bir ilginç gözlemi de anlatmaktadır: Hemen hemen her
Türk köyünde ödemeleri tarla ürünleri olarak kabul eden Rum veya Ermeni bakkalların
olduğunu söylemektedir. Yine de, bu son gözlemin İç Anadolu köyleri için geçerli
olduğu unutulmamalıdır. Bkz.: Metin And, “19. Yüzyılda Anadolu Köyü Üzerine Bir
Yabancının Gözlemleri”,
XIX. yüzyıl sonlarında İç Anadolu köylerinden kırkı aşkın köyü ziyaret etmiş AlmanTarih ve Toplum, VI/32, İstanbul:1986, s.20.
240
Anadolu’da muhtarlıkların ilk kurulduğu yer olan Kastamonu’da
bu kuruluş, ayanların nüfuzunun kısıtlanmasında bir araç olarak
düşünülmüşse de (Çadırcı, 1970:412), yaygınlaşması imamların aleyhine
bir netice vermiştir. Ancak imamların mahalle halkına ve muhtarlara kefil
olmalarının sağlanmasıyla da, itibarlarının korunmuş olduğu
anlaşılmaktadır. Bu durum bir belgede: “...bir mahalle ahalileri birbirlerine
ve muhtarlar mahalleleri ahâlilerine ve imamlar dahi topuna kefil olarak...”
(Beydilli, 2001:12) şeklinde ifade edilmektedir.
Muhtarlık teşkilatının Anadolu’da yaygınlaşmaya başlamasıyla
birlikte imamların yapmakta olduğu yönetimle ilgili işler de (nüfus
kayıtlarının tutulması, ölümlerin kanunun ön gördüğü zaman içinde
bildirmek kaydıyla ilmühaber vermek gibi) muhtarlara devredilmeye
başlanmıştır. Nihayetinde nikah işlerinin de ellerinden alınmasından sonra
“gassallık” hizmetiyle yetinmek zorunda bırakılmalarıyla imamların büyük
geçim sıkıntısı içine girdikleri ve imparatorluğun son dönemlerinde bu
husustaki merkeze yaptıkları şikayetlerin giderek arttığı tespit edilmektedir
(Beydilli, 2001:12). Bu dönemde çağdaş bir kaynağın imamların maaşları
konusunda “200, 300, 400 kuruş maaşı ölmeye fazla ama yaşamaya
yetmez” (Beydilli, 2001:54) şeklindeki değerlendirmesinden imamların
maaşlarının da yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.
Köylerde, muhtarların kamusal alanda görevlerini gerçekleştirirken
onlara yardımcı olan, günümüzdeki gibi bir ihtiyar heyetinin ne zaman
kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bu konuda Çadırcı, XIX. yüzyılın
ilk yarısında ihtiyar meclislerinin varlığıyla ilgili herhangi bir kayda
rastlamadığını (Çadırcı, 197:411) bildirmektedir. Ortaylı’ya göre ise,
mahalle ve köy yönetimini yerel yönetim statüsüne kavuşturmakta büyük
bir adım teşkil eden ihtiyar meclisleri, ilk defa 1864 Vilayet Nizamnamesi
ile resmen kurulmaya başlanmıştır. İhtiyar meclislerinin ilk kurulup
çalışmaya başladığı yer de Tuna Vilâyeti olmuştur (Ortaylı, 2000:109).
Bütün bunlardan başka, köy muhtarlıklarının günümüzdeki statüsü, hala
Osmanlı vilayet sisteminin attığı temel üzerinde durmaktadır. Ne
Meşrutiyet döneminde ne de Cumhuriyet döneminde çıkarılan yasaların bu
temeli değiştirebildiğini ileri sürmek oldukça güç olacaktır (Ortaylı,
2000:111).
3. XIX. Yüzyılda Balıkesir’de İmamlar, Muhtarlar ve
Köylüler
1840’lı yıllarda Balıkesir köylerine ait temettüat defterlerinden
ismini tespit edebildiğimiz on beş köy muhtarını incelediğimizde; bunların
hepsinin rençber, yani köyde küçük miktarda tarımla uğraşan kişiler
oldukları görülmektedir (Tablo 2). Muhtarlar listesindeki lakaplardan yola
241
çıkarak, bunların dördünün hacı olduğu anlaşılmakta, dördünün köydeki
ailelerinin ismiyle, beşinin babalarının ismiyle ve geri kalan ikisinin de
kendi isimleriyle deftere kaydedildiği görülmektedir. O yıllarda hacca gidip
gelmek önemli bir servete sahip olmayı gerektirdiğinden, köy muhtarlarının
ekonomik durumlarının vasatın üstünde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca
muhtarların lakaplarına bakılırsa, köyde ekonomik bakımdan varlıklı ve
saygın kişilerden veya ailelerden seçildiği gözlenmektedir. Örneğin
Gökköy muhtarı olan Hacı Halil, Gökköy’ün önde gelen ailelerinden
Sepetçioğullarına mensuptur. Aynı şekilde Mendehore Köyü muhtarı
Tığlıoğulları, Kılle Köyü muhtarı da Dağlıoğulları gibi köyde hatırı sayılır
ailelerden olduğu görülmektedir. Bundan başka temettüat kayıtlarındaki
yıllık gelirleri üzerinden yaptığımız gözleme göre, köyde ekonomik olarak
muhtarların imamlar ve hatiplerden çok daha iyi konumda olduğu
anlaşılmaktadır. Buna göre, Gökköy muhtarı Hacı Halil’in yıllık geliri 5
043 kuruş, Mendehore Köyü muhtarı Mehmet’in 7 520 kuruş iken
(ML.VRD.TMT., nr.7227, 1/1:191;2/4:205); Gökköy cami-i hatibi Mehmet
Efendinin 1 198 kuruş ve Mendehore Köyü imamının ise 1 760 kuruş yıllık
geliri vardır (ML.VRD.TMT., nr.7227, 2/5:191;88/198:213). Temettüat
defterlerinden öğrendiğimize göre muhtarların yıllık gelirlerine
baktığımızda, muhtarların köylerin önde gelen ve nüfuzlu ailelerinden
seçiliyor olması, bu kişilerin seçiminde liyakatin değil de, daha çok köyün
nüfuz bakımından ve Gökköy, Mendehore köyleri örneğindeki gibi,
ekonomik yönden iyi olan ailelerden olmasının etkili olduğunu söylemek
mümkündür.
XIX. yüzyıl Osmanlı köy idaresinde muhtar ve imamların yanı sıra
köyde güvenliği sağlamak, köy arazisinde hayvanların ve köy sınırları
dahilinde insanların zarar ve ziyanına engel olmak için ücreti köylü
tarafından karşılanan bir “köy kahyası” bulunmaktaydı. Nitekim Kamçılı
Köyü’nde “kara sakallı İbrahim” köylü tarafından yıllık 10 kile
ücret karşılığında köy kahyası olarak tutulduğu görülmektedir
(ML.VRD.TMT., nr.7227, 82/188:262). Bazı büyük köylerde ya da ekili
arazisi çok olan köylerde, hayvanların ekili alanlara zarar vermesine engel
olmak için köy kahyasından başka, “deştbani”
tayin edilmekteydi. Örneğin Balıkesir köylerinden Aslıhan’da “Salih oğlu
7 buğday8 adıyla bir de “kır bekçisi”
7
Kile: 4 şinik=8 kutu. Bir Balıkesir kilesi 16 okka=20, 527 kg. Bkz.: Halil İnalcık
Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi 1300-1600
Berktay, Eren Yayınları, İstanbul:2000, s.444.
, I, (Çev.)Halil
8
Mehmet Doğan,
s.127, 310. Deştbani ise, Osmanlı kırsalında ekili alanlara hayvanlarca verilecek zararı
engellemekle görevli “kır bekçisi”ne verilen isimdir.
“Deşt” kır, bozkır, çöl; “bani” koruyan, saklayan anlamına gelmektedir. Bkz.: D.Doğan Büyük Türkçe Sözlük, 16. Baskı, Vadi Yayınları, İstanbul: 2003,
242
Ahmet” deştbani tayin edilmiş ve vergiden de muaf tutulmuştur
(ML.VRD.TMT., nr.7227:285).
XIX. yüzyıl Osmanlı köy hayatında imamların ve muhtarların
görevleri bunlarla da sınırlı değildir. Köyde o yıl içerisinde askere alınacak
gençleri tespit etme işinin de imamların veya muhtarların görevi olduğu
anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti’nde, 1844’den beri askere alma işlemi,
istekli olarak askere yazılma ve yirmi yaşında olan veya olduğu farz edilen
gençler arasında kur’a ile yapılmaktaydı. Genellikle her aileden ancak bir
genç askere alınabilirdi. Eğer ailenin tek çocuğu varsa, bu genç askerlik
hizmetinden muaf tutulurdu (Ubicini, II:416-417). Tanzimat döneminde,
köylerde bir gencin askerlik çağına gelip gelmediğini ise genellikle köyün
imamlarının veya muhtarlarının belirlediğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu durumun Anadolu köylerinde yapılan antropolojik araştırmalara göre;
Cumhuriyet döneminde de aynı yöntemle devam ettiği anlaşılmaktadır
(Pierce, 2003:85-91). Bundan başka, köy ve mahalle imamlarının askerlik
hizmetinden muaf olmaları, 1826’dan itibaren kurulan yeni ordunun asker
temini ile ilgili olarak yapılan düzenlemelere kadar devam etmiştir. Bu
tarihten sonra halen görev yapan imamların askerlik yaşında olsalar dahi
askerlikten muaf olarak vazifelerine devamı öngörülürken; yeni atanacak
olanların tayinlerinde askerlik yaşını geçmiş olmaları şartı aranır hale
gelmiştir (Beydilli, 2001:67).
Balıkesir köylerine ait temettüat kayıtlarını incelediğimizde
imamlardan başka bazı köylerde hatipler de bulunmaktadır. Hatipler, dînî
bilgi yönünden imamlardan daha ileri seviyedeki kişilerdir ve sadece Cuma
namazını kıldırmakla görevlidirler. Bu yönüyle, bir köyde hatibin varlığı, o
köyde Cuma namazının kılındığını, dolayısıyla da o köyün büyük bir köy
olduğunu göstermektedir.
içinde; Çitnehor, Çağış, Çandır, Persi, Gökköy, Karamanköy, Kocaavşar,
Atanos, Mestevra, Yakupköy, Paşaköy ve Bayındır köylerinde birer hatip
bulunması sebebiyle bu köylerin Cuma namazı kılınan ve büyük köylerden
olduğunu söyleyebiliriz. Bu köylerden Bayındır, Persi ve Mestevra’nın
haricinde, diğerlerinin hane sayıları ve tahmini nüfuslarını gösteren tabloya
baktığımızda bu tespitin doğru olduğu görülecektir (Tablo 1). Ayrıca
Akçaköy ve Eftelle köylerinde, diğer köylerden farklı olarak, iki imamın
9 Buna göre Balıkesir’de incelediğimiz köyler
9
Bunlardan ikisi şehrin iki önemli camisi Zağnos Paşa Camisi ve Cami-i Atik (Yıldırım
Camii), diğeri ise Paşaköy’deki camidir. Bkz.: Sezai Sevim, “XVI. Yüzyılda Balıkesir
Şehri ve Nüfusu Hakkında Bazı Bilgiler”,
İstanbul:1993, s.72. Ayrıca XVI. yüzyılda Anadolu’da Cuma namazı kılınan diğer yerler
ve bu yerlerin gösterildiği bir harita için bkz.: Suraiya Faroqhi, “A Map of Anatolian
Friday Mosques (1520-1535)”,
s.161-173.
XVI. yüzyılda Balıkesir şehrinde toplam üç yerde Cuma namazı kılınmaktaydı.Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sy.82,The Journal of Ottoman Studies, Sy.IV, İstanbul:1981,
243
görev yaptığı görülmektedir. Buna göre Akçaköy’de Süleyman Efendi ve
Mustafa Efendi (ML.VRD.TMT., nr.7227, 1/1:58;28/83:60) ve Eftelle
Köyü’nde ise, Ahmet Efendi ve Emiroğlu Hafız Halil Efendi
(ML.VRD.TMT., nr.7227, 1/5:115;3/7:115) imam olarak görev
yapmaktadır. Eftelle’nin hane sayısı yönüyle büyük köyler arasında
değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte, Akçaköy için böyle bir durum
söz konusu değildir. Buna rağmen diğerlerinden farklı olarak, her iki köyde
de iki imamın görev yapmasının sebebini açıklamaya defterlerden elde
ettiğimiz bilgiler yeterli gelmemektedir. Bununla birlikte her imamın aktif
olarak imamlık yapmayabileceği, mütekaid
oturup başka bir yerin imamlığını yapabileceği de unutulmamalıdır.
10 olabileceği veya o köyde
Tablo 1. 1840’lı Yıllarda Balıkesir Köylerinin Bazılarının
Hane Sayıları ve Tahmini Nüfusları
Köyler Hane Sayısı Tahmini Nüfus
Gökköy 103 515
Mendehora (Balıklı) 108 540
Ziyaretli 30 150
Çobanlar 44 220
Çayırhisar 45 225
Kabaklı 11 55
Kesirven (Akçakaya) 40 200
Kamçılı 86 430
Karamanköy 55 275
Aslıhan 23 115
Kavaklı 13 65
Çağış 44 220
Atköy 11 55
Aslıhantepeciği