|
TATLICA (DADASIN) KÖYÜNÜN TARİHİ
Erdoğan Kaya Gazeteci-Yazar
Tatlıca köyü Aksaray il merkezine bağlı 38 km. mesafede bir yerleşim birimidir. Bu köyün tarihine baktığımızda, mevcut yerleşim zamanı 250 yıl civarındadır. Bu köyümüz Dadasın olarak yerleşik durumuna geçmeden önce bu bölgemizde Roma ve Bizanslıların yaşadığını tarihi kalıntılar ve eski eserlerde görmekteyiz. Bu bölgemizde iki tane yerleşim alanı bulunmaktadır. Bunları daha önce çıkan yeraltı şehirlerinden anlamaktayız.
Ören ve Sırçalı mevki olarak bilinen iki bölgede halen Bizans kalıntılarına rastlarsınız. Ören bölgesine daha sonra Rumların yerleştiği bilinmektedir. Bunlara ait kalıntı ve kilise bizim çocukluğumuzda ören mevkiinde mevcuttu.
Bunları anlamak için çok yaşlı olmaya gerek yok. Bir elli yaş üstüne gittiğinizde o yaştaki insanların burada bir kavmin yaşadığın bilirler. Sırçan saray olarak bilinen bu mevki örenden önce yerleşim birimidir. Burada roma ve bizansın birlikte yaşadığı, daha sonra Romalıların ören mevkiine yerleştikleri tahmin edilmektedir. Bunları buralarda çıkan yeraltı oyma ve tırhaz taşları ile mevcut yapılardan anlamaktayız. Bu topluluklar genellikle yeraltında yaşamışlardır. Dolayısı ile her iki bölgede de yeraltı barınakları mevcuttur. Bazı yaşlıların bu bölgelerle ilgili, söyledikleri çeşitli bilgilerde mevcuttur. Ama bir rivayetten öteye gitmiyor.
Benim çocukluğumda ören mevkiinde çıkan yeraltı sığınaklarına el fenerleri ile birçok köylü antika eser bulma umudu ile girmişlerdi. Daha sonra, bu girişlerin ağızları bir şekilde kapatıldı. Bir kısım bölümlerine çocukken bazı arkadaşlarla, korkarak benimde girdiğim bölgeler oldu. Tıpkı şu andaki Aksaray yöresindeki yeraltı şehirlerini andırdığını hatırlıyorum.
Yeraltı şehrinin üst kısmına daha sonra Rumlar tarafından yeni barınaklar yapıldığı halen bir kısım taş duvarlarının bulunduğu yapılardan anlaşılmaktadır. Gelin görün ki bir tarihin cehaletin kurbanı oluşuna ben bizzat şahit oldum. Daha sonra kalanları da define hırsızları yok etmiştir. Tatlıca köyü evlerinin hemen hemen yarısı bu bölgeden köylülerin söktüğü taşlardan yapıldığını bilmeyen yoktur. Yıkılan bu yerlerin yerine de bir kısım köylüler bahçe yaptılar. Daha sonra bu bahçelerde susuzluktan kuruyunca, ören bölgesi harabe bir durumdadır. Bugün bu yerleşim alanı muhafaza edilmiş olsa idi, bir turizm merkezi olmaması mümkün değildi.
Yine benim çocukluğumda bu yöremizde her birisi elli dekar alan üzerinde kurulu iki ayrı mezarlık mevcuttu. Yine bu bölgenin bir kısmı köylüler tarafından tarla yapmak için sökülmüştür. Bir kısmı ise halen mevcuttur. İki mezarlıktan birisinin gayrimüslimlere ait olduğu, birisinin de Müslümanlara ait olduğu, mezar yapılarından belli olmaktadır. Bu kalan bölümleri resimlemeye çalıştım. Dolayısı ile bu bölgelerin yok olması ile buradaki bir kısım Müslümanların mevcut köye yerleştiklerini, rahmetli tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı bana bizzat anlatmıştı. Ama elinde bununla ilgili belge olmadığı için yazmadığını söylemişti.
Bu köyümüzün iç bölgelerinde de Rumların yaşadığı bazı barınaklardan anlaşılmaktadır. Köyün aşağı mahalle bölgesinde ekseriyetle yeraltı barınakları mevcuttur. Yaşlılardan edindiğim bilgiye göre, bu eski ev ve kerel dediğimiz inlerde bazı mumyaların çıktığını, bu mumyaların gevur heykeli diye çocukların yollara dikip taşlayarak kırdıklarını anlatırlardı.
Köyün yerleşim alanına, daha sonra aslı Yörük olan hayvancılıkla uğraşan benim kökenim gibi bazı göçmenler bu köyümüze yerleşmişlerdir. Başka köy ve vilayetten gelenlerde mevcuttur. Asıl yerliler ile gelenler kaynaşarak bir yerleşim birimi oluşturmuşlardır. Bunların kesin geliş yerlerini belirten bir kaynak olmadığı için, yaşlılardan alınan bilgiler olduğunu yine bana rahmetli tarihçi anlatmıştı. Bilinen bir hususta bu köyümüzün tamamının Sünni olmasıdır. Rahmetli Konyalıya en çok bizim köyle ilgili sorular sordum. Aksaray’ın ilk tarihini yazan kişi olması ve birlikte aynı gazetede yazı yazmamız sık sık görüşmemizi sağlamıştı, buda benim için bir şanstı.
Köyün ilk isminin dadasın olmasının nedenine gelince; Dadasın, Gelesin, Göstesin ve Mamasın gibi bölgemizde yerleşim alanları vardır. Bunların tamamının sonuna sin geldiğini görürsünüz. Bu köylerinde tarihine baktığınızda tamamında Bizans ve Romalıların yaşadığını yeraltı kalıntılarından anlarsanız. Dolayısı ile burada yerleşenlerden etkilenerek böyle bir isim aldıkları söylenmektedir. Sözlüğe baktığımızda sin’in manası; “günah ve is” anlamını taşımaktadır. Saydığımız bu köylerden gelesin (Babakonağı) köyündeki memuriye yeraltı şehri ile Tatlıca da ki, Manastır şehrinin birbiri ile bağlantısı olduğu bilinmektedir. Buradaki kavimlerle Eyüp Hisar Kalesi denilen Kalebalta kalesinde oturan Müslüman kavimler arasında zaman zaman çatışmaların olduğu söylenmektedir. Hatta bu kaledeki insanlara Battal Gazinin destek verdiği de söylenmektedir. Dolayısı ile bu bölgeler bu çatışmalar sonucu yok olmuştur. Bilindiği üzere mevcut Kalebalta köyü buraya sonradan yerleşmiştir.
Üzüm ve pekmezinin meşhur olması nedeni ile de, bir asır önceye varan zaman dilimi içinde bu isimden rahatsız olan köylüler, yerleşim alanlarının isimlerinin yeniden belirlenmesini fırsat bilerek köyün adını Tatlıca koymuşlardır. Bu köyümüzün üç tarafı dağlarla çevrilidir, orman ve taşlı dağlar. Bunlardan manç denilen yerin tepesinde bir mezar olduğu söylenir. Buraya zaman zaman, yaşlı insanların aydınlansın diye çıra koydukları da bilinmektedir. Ama bunun bir efsaneden öteye gitmediği gibi, batıl bir inanç olarak ta bilinmektedir.
|