‘Bunun da müzesi olur muymuş?’ demeyin sakın. Eğer Amerika’da yaşıyorsanız hayatta hemen her şeyin müzesi olabileceğini bilirdiniz. (Örneğin; New York’ta seks müzesi bile var).
New Orleans’lı olsaydınız, kokteyl müzesi sizin için muhakkak en normal, en rutin müzelerden bir tanesiydi sizin için. Çünkü yerlilerinin söylediği biçimde ‘Nooo Lans’ta içki yaşamın gündelik rutini içine girmiştir. Sokakta gezinirken açıkça içki içmenin serbest olduğu tek Amerikan şehri New Orleans’tır. Dolayısıyla Amerikan Kokteyl Müzesi’nin yerinin bu şehir olması da çok doğaldır. New Orleans’ın resmi kokteyli ‘Ramos Gin Fizz’di. Ancak geçenlerde biz içkicileri hayli sevindiren bir gelişme oldu ve Sazerac, New Orleans’ın resmi ve en popüler kokteyli olarak ilan edildi.
Aslında ben hiç kokteyl sevmem
Kingsley Amis, içki içmek üzerine yazmış olduğu ‘Everyday Drinking’ adlı kitapta kokteyli, aslında içki sevmeyen bir insanı bara davet ettiğinizde ikram edebileceğiniz içki türü olarak tanımlıyor.
Ben de aynı fikirdeyim ve sevdiğim tek kokteyl ‘Very dry martini’dir. Öyle kokulu, şekerli, tuhaf renkli şeyleri katiyen içmem. Onların bardaklarına küçük şemsiyeler filan da koyarlar. Bardakta ayrıca meyveler filan da olur.
Bence bütün bunlar bir içkiye hakaretten ibarettir. Kokteyl içmem derken yalan da söylemeyeyim; arada bir ‘Bloody mary’e bayılırım. Şu an git deseniz atlar uçağa ‘Blody mary’ içmek için New Orleans’a giderim. Sadece bunun için gidebilirim onca yolu.
Bunun nedenini daha sonra açıklayacağım. Önce şunu halledelim de...
Ben sevmiyorum tamam ama yaz aylarında kokteyllerin neden popüler olabileceğini de anlıyorum tabii ki. İçen içsin, afiyet olsun ben de bol buzlu bir Jameson ile eşlik ederim onlara.
İzzet Çapa dünyayı dolaşarak tespit ettiği son modaları, trendleri başarıyla İstanbul’a taşıyor. Ve yaz aylarında neyin moda olması gerektiğini ikramlarıyla o belirliyor. Örneğin; bu yaz ‘Safranlı martini’ diye bir şey ortaya çıkardı. Duyduğum kadarıyla pek popülermiş.
Meraktan tarifini istedim. Sağ olsun kırmadı beni.
Safranlı martini
3 cl. Absolut Vanilla
3 cl. Sarafin Sauvignon Blanc
1 cl. Lychee likör
3 cl. Safran özel karışım
Özel karışım şöyle hazırlanıyormuş: Hint safranı, çubuk tarçın, armut, portakal şekeri, passion fruit, papatya çiçeği, kakule çekirdeği, anise baharatı, kuşburnu ile 16 saat karıştırılarak özel karışım elde edilir.
Shake it ve yanında sorbet ile servis edin.
Mutlaka çok güzeldir tadı ama ben ancak soğuk algınlığım varsa tedavi amaçlı içerim böyle bir şeyi.
Hangi vodka?
Çok uzun arayış ve deneme sürecinden sonra nihayet çok beğendiğim bir vodka buldum. Arayış sürecinde ‘Belvedere, Gray Goose ve Ketel One’ dikkatimi çekti tabii ki... Bir süre onlara takıldım.
Bir gün Robert Littell adlı ustanın yazmış olduğu ‘The Company’ adlı kitabı okuyordum. Soğuk Savaş döneminde casus savaşlarına dalmış okurken birden, KGB ajanlarının özellikle bir marka vodkayı tercih ettiklerini öğrendim. Ondan sonra bunu aramaya başladım. Grasovka Bison Vodka’yı.
Bir gün New York uçuşu için dış hatlardaki ‘Duty free’de dolaşırken gözlerime inanamadım. ‘Grasovka Bison Vodka’ oradaydı işte... Gerçi küçük şişelerde satıyorlardı ama olsun, şişenin içinde bir adet çimen de duruyor. Bisonların dolaştığı alandaki çimenlerdenmiş bunlar.
Ben yarım bardak Bison Vodka’ya üç adet buz parçası atarım. Üstüne de Very Dry Martini koyarım. Bir adet limon kabuğunu da attıktan sonra karıştırırım.
O tadı nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum. Aslında vodkaya ‘Büyük bir hiçlik’ diyenler de vardır. Yani koku ve belirgin bir tadı yoktur. Çoğu insan vodka yerine cini tercih eder. Bison Vodka’da müthiş bir koku var. Bisonların serbest dolaştığı çimenlik alanın yağmur yağdıktan sonraki kokusu gibi bir şey bu. Bison Vodka’ya alıştıktan sonra başka bir vodka türü içebilmeniz mümkün değil.
Cin iyidir de...
Vodka gerçekten bir büyük hiçlik olabilir de cin tersine kokusu ve tadıyla tamamen belirgindir. Bence bu açıdan vodkadan üstündür. Cin içkisinin sosyal tarihi hiç de parlak değildir. İngiltere tarihinde cin içenler direkt olarak alkolik ve antisosyal olarak damgalanırdı. Viktoryan döneminde Londra’nın birçok yerinde ‘Cin evleri’ diye bilinen bol cin içilen barlar vardı. Asil sınıflar buralardan uzak dururdu ve daha yüksek sınıfların birayı tercih etmeleri gerektiği söylenirdi. Fazla cin içmenin insanı delirttiğine de inanılırdı.
Ben sadece ‘Bombay Sapphire Cin’ içerim. Bu, buhar yöntemi kullanılarak yapılış biçimiyle ve içinde bulunan 10 ayrı baharatın verdiği mükemmmel kokuyla, sadece buzlu içmek veya martini yapmak için tartışılmaz üstünlüğü olan cindir. Üstelik şişesinin rengi de harikulade. Masalarda çok şık duruyor
Cafe du Monde’da Bloody Mary
Ben bir süre önce yemek yemek ve içmek için üç günlüğüne New Orleans’a gittim. Buraya gelip de ‘Cafe du Monde’da oturmamak da olmaz tabii ki.
Adı üstünde bu kafe, kahveleri ve çörekleriyle ünlü. Bunları tattık. Birer de Cajun Bloody Mary ısmarladık. Tarifini vereceğim bu içinde kereviz sapı bulunan bardakta ikram edilen Cajun Bloody Mary’nin tadı hâlâ damağımdadır.
İlk fırsatta tekrar içmek için şehre uçacağım.
DIGITURK’te yemek programları her gece yayınlanan ve şehirde bir de restoranı bulunan (sormanıza gerek var, gittim tabii...) Emeril’in verdiği tariften size Cajun Bloody Mary yapılışını anlatacağım şimdi
Cajun Bloody Mary
Bir buçuk ölçek domates sosu
Yarım ölçekten biraz fazla vodka
Bir buçuk yemek kaşığı taze sıkılmış limon suyu
Bir yemek kaşığı taze rendelenmiş turp
1 buçuk tatlı kaşığı worcestershire sosu
2 tatlı kaşığı acı sos
1 buçuk tatlı kaşığı taze çekilmiş kara biber
Çeyrek tatlı kaşığı cayennne (kırmızı) biber
Hepsini bir kokteyl karıştırıcısı içinde sallayarak karıştırın ve bu kabı buzdolabına koyun. İyice soğuyunca buzlu bardağa boşaltın. Bir de kereviz sapı koyun bardağa. Yanında soğan turşusu da ikram ederseniz iyi olur.
Sazerac
Bunun dünyanın en eski kokteyllerinden bir tanesi olduğu söylenir. Daha sonra meşhur Peychaud Bitter’ini üreten Antoine Peychaud, 1830’larda New Orleans’ın ‘French Quarter’ olarak bilinen bölümünde bir Apothecary açtı. O zamanlar bazı içkilerin sağlığa iyi geldiğine inanıldığından bitter’ini de o dükkanda üretti.
Onun arkadaşı olan Sewell Taylor ‘Kahve Dükkanı’ denilen ama aslında her türlü içkinin içilebildiği bir yeri hayata geçirdi. O günlerde ‘Sazerac de Forge et Fils’ brandisi pek popülerdi ve Antoine, bitteri ile bu brandiyi karıştırdı. Ortaya çıkan içkiye de ‘Sazerac’ denildi.
‘Kahve Dükkanı’nın sahibi değiştikten sonra yeni gelenler kokteyllerinde brandi yerine rye viskisi ve biraz da absinth kullanmaya başladılar ve sonunda bugün popüler olan ‘Sazerac kokteyli’nin reçetesi de ortaya çıkmış oldu. (Sazerac’a neden sevindiğimi merak edenlere ben cevap olarak sadece ‘absinth’ diyeceğim o kadar...)
Nasıl hazırlayacaksınız?
Bir küp şeker
2-4 birim arası Peychaud bitteri (Başka bitter kullanırsanız ayıp olabilir. İzzet Çapa acilen yardımına ihtiyacım var. Birkaç dükkanda bitter sordurdum, çikolata satmaya çalıştılar. Barbarlarla muhatap olmadan Peychaud bitteri satın alabileceğim bir yer biliyorsan lütfen yol göster).
İki duble kadar rye whiskey
Çok az miktarda absinth
Limon kabuğu
Klasik bir viski bardağını buz ile doldurun. Karıştırma bardağına bitteri doldurun ve şeker kübünü ufalayarak bardağa koyun. Rye viskisi ve buz koyun. İyice soğuyuncaya kadar karıştırın. Buz dolu bardaktan buzları çıkarın ve absinth ekleyin. İyice çalkalayın ki ansinth bardağın her noktasına sinsin ve geri kalanı dökün. Daha önce karıştırdığınız içkiyi absinth kokulu bardağa süzerek dökün. Limon kabuğunu kıvırıp bardağa atın.