Röportajı okuduğumuzda, fazlasıyla sivil halde kumdaydık. Normal şartlarda sinekkaydı olanlarda da üç günlük sakal vardı, herkes tişörtlüydü, parmak araları salamura olmuştu.
‘Smart casual’ İstanbul kadar uzaktı, daha Ergenekon’un son faslı henüz patlamadığı için üniforma fikri de yıldızlar kadar.
Çok utandım: Üç gündür aynı elbiseyi giyiyordum ve kulağımda küpe yoktu. Rahmi Koç görse kadından saymazdı.
Her daim sakallı bir arkadaşımız da vardı yanımızda (merak etmeyin, dinsiz!). İyi okullar bitirmiş, ABD cilası var, ama sakallı, yani katiyetle Koç’ta çalışamaz! O kıl/tüy kısmına takıldı en çok, başkası evdeki bakıcı için üniforma biçti, “Akşam başka, gündüz başka, yazları başka kışları başka”, öyle diyor Rahmi Bey, “Ben üniforma severim. Evde çalışanlar üniforma giyerler.”
Bana en çok küpe kısmı koydu, neyse artık hıçkırarak denizde düşürdüğümü söylerdim.
Rahmi Koç, Ayşe Arman’a verdiği söyleşisinde, işyerinde talep ettiği giyim kuşam kurallarını anlatıyordu:
“Sakallı, bıyıklı adam katiyen almam. Kirli sakal da sevmem. Her gün tıraş olacak bir kere. Blue jean de giyilmez. Kadınlar da mini giyemez. Buranın da kendine göre bir ciddiyeti var. Biz 1 Haziran’dan 15 Eylül’e kadar ‘smart casual’ giyiniyoruz, kravat filan yok, toplantıları olanlar takıyorlar tabii. Yılın geri kalan zamanları lacivert blazer-gri pantolon-kravat, bildiğimiz iş kıyafeti. Gerçi arkadaşlar, ‘smart casual’ giyinmenin daha zor olduğunu söylüyorlar, uyumlu giyinmek daha zor, öteki türlü takımı giyiyorsun çıkıyorsun.”
Çok doğru söylüyor Rahmi Koç: Bir jest, bir favor, bir ikram olarak sunulan o ‘smart casual’ müsaadesi, aslında pek çok insan için korkunç başa bela bir şey. Varoş, taşra, rüküş, eğreti hal, klasik iş kostümünde gizlenebiliyor da, en çok ne zaman paçalardan akıyor?
Bir, abiyede. İki, spor ama hem de şıkçana gündelik giyimde. Pejmürde durmayan rahat: İşte bu en zoru. Follaş da olmayacak, frapan da. Fazla üzerine düşünüldüğü asla açık edilmeyecek. Serdar Erener seneler önce dilimize pelesenk etmişti: Dekontrakte şıklık.
Mesela tesettürlüler abiyeyi güvendikleri bir modacıya teslim olarak çözebiliyor, ama bu alanda ciddi çuvallıyorlar. Sadece onlar değil, korkudan titreyen “Boğaz’a karşı bir kadeh içki içemeyeceksem öleyim”ciler bile iki Abercrombie tişörtle çözdük zannediyorlar
ama o kadar kolay değil!
Şimdi Başbakan Erdoğan gene klasik pata küte tekniğiyle Koç’a yüklenmiş, dünkü bütün gazetelerde bu vardı. Erdoğan, Koç’u ayrımcılıkla suçluyor; haddinden fazla tepki ve iri ifadelerle, haklıyken bile kendini haksız pozisyona düşürebilme üstün becerisini bir kere daha gösteriyor.
Özel sektördeki bir patron, elemanlarından giyim kuşam kuralları talep edemez mi? Bıyık, kot, gayet haklı olarak kirli ayakkabı, düşük çorap vs istemedi diye ona ille de ırkçı mı diyeceğiz?
Tam da o röportajdaki başka yerlerden vurulabilir halbuki Rahmi Bey! Korkutucu üniforma sevdasından mesela. Bir kadının bir şeyi iki kere giymesinden duyduğu dehşet verici rahatsızlıktan. Küpe ye varan şekilciliğinden: “Hanımın bir tanesinin küpesi mi yok, ‘Düşürdünüz mü?’ diye sorarım.”
Bu ne cüret! Küpeye bayılırım, en bıkmayacağım takıdır. Ama böyle metazori, askeri disiplinle küpe takmayı da düşünemiyorum doğrusu. |